hang…

ne çeşit bir rüya bu? ne çeşit bir zihin boşluğu? karadelik!..

azımsanmayacak ölçülerde yitirilmişlik duygusu varken senin o sıska bedeninde, en ufak bir sarsıntı bile tüm tuğlalarını yıkıyordur benliğinin, sen asla hayata körü körüne bağlanamazken, hayat senin peşini bırakmaz, yakana yapışır, gömleğini parçalar, kravatını düğümler boynuna, nefessiz bırakır seni, ciğerlerindeki basınç kulaklarını zorlarken, ussal bir haykırışla tırmalarsın zihninin en karanlık dehlizlerini… tamamen kör olana kadar, inatla devam eder, inatla nefes alır, inatla yalan söylersin kendine, kendinle tanışır, kendi gizemine hayran olur, bir kumar gibi canlandırırsın gözünde hayallerini…

duramamak…

mutluluğu amaç edinmek yerine mutsuzluğu araç edinerek, çekilmiş ve henüz çekilmemiş tüm sancılarını gün yüzüne çıkarıp, mutluluğu amaç edinenlere aslında mutluluğun büyük bir yanılsamadan ibaret olduğunu telkin etmeye çabalarken mutlu oluyor, kendi ikiyüzlülüğünün acısını başkalarıyla paylaşarak kendi acını hafiflettiğini zannederek kendi kendini kandırıyorsun… kendinle olan bu savaşımı kendine kabul ettiremiyor; her fırsatta, bu konu hakkında düşünmemek için duman ve müzik eşliğinde saykodelik yolculuklara çıkmaya çabalayarak mevcut durumdan bir kaç saat de olsa uzaklaşmak, kaçmak, kaybolmak istiyorsun… kayboluyorsun. mevcut durum da seninle beraber kayboluyor. bütün sancılar da seninle beraber kayboluyor. peşini hiç bir zaman bırakmıyorlar. kendini, ring yapan bir otobüs hattı gibi hissediyorsun. yinelemelerle dolu. her bir yineleme çin işkencesi boyutu aldığında, yağmur damlalarının sesi bile çekilmez oluyor senin için. kalp atışlarındaki düzen bile, senin kaotik zihninde yerini bulamıyor, kendi kalbinin ritmini bozmak için her şeyi yapmaya kendini hazır hissediyorsun…

roads…

portishead’in “roads” parçası altında sevişirkenki hâlet-i ruhiyeni hiç, ama gerçekten hiç bir kimseye anlatamıyor; o anki hissiyatını hiç, ama gerçekten hiç bir kimseyle paylaşamıyor; dumanlı kafayla ve “roads” eşliğindeki sevişme durumunu hiç, ama gerçekten hiç bir şekilde sınıflandıramıyor; çelloların bulutları yırtarak yükseldiği mezürleri hiç, ama gerçekten hiç bir şekilde aklından çıkaramıyor; beth’in doğaç ve içten çığlıklarını hiç, ama gerçekten hiç bir şekilde rüyalarından kovamıyor; insanları, “roads”un atmosferinde kafaları dumanlı sevişenler ve “roads”un atmosferinde kafaları dumanlı sevişmeyenler olarak ikiye ayırmaktan kendini alıkoyamıyor; sonsuza kadar o parçayla beraber kafan güzel sevişerek kalmayı elde edebilmek için ruhunu şeytana bile satmaya kendini hazır hissediyorsun…

beth